Göçmenlerin Almaya’daki durum ve uyumları

TÜRK RAPORU

1- DÜNDEN BUGÜNE TÜRKİYE’DEN ALMANYA’YA GÖÇ

Türkiye’den Federal Almanya’ya göç 1961 yılında bu ülkeyle imzalanan İş Gücü Alımı Anlaşması’yla başlamıştır. 1960’larda başlayan Türkiye’den yurt dışına işçi göçü ise ilk yıllarda yavaş olarak ilerlediyse de, 1963 yılında Türkiye ve o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması’ndan itibaren ivme kazanmıştır. Türkiye’nin o dönemde yurt dışına iş gücü gönderme istemi birkaç nedene dayanmaktaydı. Öncelikle Türkiye 1960’lı ve 1970’li yıllarda ithalatta ikameci bir sanayileşme politikası gütmekteydi ve ekonomik gelişmenin önündeki en önemli engellerden biri ödemeler dengesindeki açık olarak görülüyordu.” 1960’lı yıllarda başlayan Türk göçü, 1973 yılında işçi göçü alımının durdurulmasıyla 1974’ten sonra aile birleşimi yoluyla göç yoğun bir şekilde gündeme geldi ve bununla birlikte işçi göçü nitelik değiştirdi. İstatistikler 1961 yılında Federal Almanya’da 6800 Türk vatandaşının yaşadığını gösteriyor. Bu rakam 1975 yılında ilk defa 1 milyon sınırını, 2004 yılı itibarıyla de 3,5 milyon sınırını aşmıştır. Günümüzde Türkiye’den Federal Almanya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine göç ağırlıklı olarak evlilik yoluyla gerçekleşmektedir.

 

2- TÜRKİYE’DEN DİĞER ÜLKELERE GÖÇ

Türk işçilerin AB’ ye üye ülkelere göçü gelenekselleşmiş durumdadır. İşçilerin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılmasıyla Türkiye’den AB’ye ilave göç dalgası olacağı tahmin edilmektedir. Ancak, bu aşamada, bu ilave göçün yapısı ve düzeyi hakkında tahminde bulunmak oldukça güçtür. Böylesi bir göç, AB’nin yaşlanan nüfusu nedeniyle büyüme potansiyelinin azalması sorununu hafifletebilecektir. Ancak, göçün büyük çapta ve kontrolsüz olması, AB işgücü piyasasında sorunlar yaratabilecektir. Göçün yayılması ve yaratacağı sonuçlara ilişkin yapılan çalışmalar değişiklik arz etmektedir. Kamuoyu araştırmaları, daha önce güneyden kuzeye yaşanmış göçlerden çıkarımlar ve geçmiş göç akımlarının ekonometri modelleri ile analizi farklı yöntemlere dayanmaktadır. İlgili üye ülkelere göçün dağılımı ülke ve bölge bakımından düzensizdir.

3- AVRUPA BİRLİĞİNDE YAŞAYAN TÜRKLERE İLİŞKİN DEMOGRAFİK VERİLER

1961 yılında Almanya ile imzalanan işgücü anlaşması Avrupa’daki Türk varlığına temel oluşturmuştur. AB sınırları içinde bugün 3,9 milyon Türk göçmen yaşamaktadır. Buna Yunanistan’da yaşayan 150.000 Türk kökenliyi ve 2007 yılında AB’ne üye olacak Bulgaristan ve Romanya’da yaşayan Türk kökenlileri de eklendiğimizde, sayı 5 milyon sınırına yaklaşmaktadır. AB’deki göçmenler arasında Türkler, bu nüfuslarıyla en kalabalık ulusal topluluğu oluşturmaktadırlar. AB’nin anılan iki ülkeyi de kabul etmesi halinde ulaşılacak  27 üye ülke arasında, Türkler mevcut nüfusları ile 19. sırayı alarak, sekiz AB üyesi ülkeyi geride bırakacaktır. Türkler, tüm göçmenler bazında AB’deki en büyük ulusal grubu oluşturmaktadır.
AB’deki her altı yabancıdan biri ve AB dışından gelen her dört yabancıdan biri Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu taşımaktadır. Bu sayılar incelenirken dikkate alınması gereken önemli bir nokta, doğum prensibi veya vatandaşlığa geçme yoluyla, bulunulan ülkenin -özellikle Hollanda, Avusturya, İsveç, Fransa ve Federal Almanya vatandaşlığını almış Türk kökenli göçmenlerin istatistiklerde yabancı olarak kaydedilmemeleridir. AB sınırları içinde yaşayan 3,9 milyon Türk‘ün % 37,1’i yaşadığı ülkenin vatandaşlığına geçmiş bulunmaktadır. 45 yıllık göç süreci içerisinde Türk haneleri, hem içinde yaşadıkları AB toplumlarının birer parçası, hem de iktisadi hayatın temel aktörlerinden biri olmuşlardır.

 

Tablo 1
Avrupa Birliği Ülkelerindeki Türk Göçmenler
(2004)

AB’de yaşayan 3,9 milyon Türk göçmeninin 1,3 milyonunu çalışan nüfus oluşturmaktadır. Çalışan 1,3 milyon Türk nüfusunun en büyük bölümü Federal Almanya’da (810.000) bulunmakta, bunu Hollanda (141.000) ve Fransa (130.000) izlemektedir.
Almanya’daki Türklerin anadili Türkçe’dir. Ancak yeterli derecede Türkçe öğrenemeyen göçmen  çocuklarının Almanca öğrenmekte de sıkıntılar çektiği gözlenmektedir. Bunun sonucunda bugün Almanya Türkçesi diye tabir edilen, Türkçe ile bazı Almanca sözcüklerin karışımından oluşan bir lehçe söz konusudur.
Bu farkların ortaya çıkmasında “değişik kültürde yetişme” ve “aile” faktörleri dışında bir diğer etken de, şüphesiz okulda Türkçe eğitiminin yetersiz kalmasıdır. Bazı ilkokul ve orta okullarda Türkçe eğitimi haftada bir ya da iki saat olmak suretiyle verilmesine karşın,Türkiye’de yaşayan bir öğrencinin Türkçesiyle kıyaslandığında bu süre yetersiz kalmaktadır. Özellikle, bu eğitimden de yoksun kalan Türk çocukları, konuştuklarını Türk yazı diline aktaramamaktadırlar.  Bundan dolayı ‘ş’ yerine ‘Sch’, ‘z’ yerine ‘s’ gibi Alman Alfabesinden harfler kullananlar vardır. Bunun yanında yetersiz Almanca ( sadece Sokak Almancası ) diline sahip olmanın başlıca sebebi de, Alman toplumu ile zayıf sosyal ilişki ve Türk televizyonlarının hemen her Türk hanesine girebilmesidir. Bunun yanında modern iletişim ve eğlence aletlerinin (TV. Playstation, Cep telefonu, vs.) geniş yayılımı ve aşırı kullanımı kültürel sorunları daha da pekiştirmektedir.

Bilgi:
http://www.tcberlinbe.de/tr/calisma/gockanunucevirisi30.03.2005.pdf (Kanunun Türkçe tam metni)
http://www.turkfederasyon.com/dokuman-resimleri/gocyasasi.pdf
http://www.yesilkart.de/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=55